Koku bir bilinç ölçüsü olabilir mi?

Bilinç, kökleri ve gereksinimlerinin anlaşılmazlığı dolayısıyla felsefi olmaktan öte bir şeydir. Bilinç gerçek Dünyanın ortamlarında, özellikle klinik bağlamda önemli bir konudur.

Klinisyenler,genellikle şiddetli beyin hasarından sonra yanıt veremeyen bir hastanın iyileşip iyileşmeyeceğine veya en azından minimal bilinçli bir duruma geri dönüp dönmeyeceğine karar vermekte zorlanırlar. Bu kolay bir görev değildir ve bu gibi durumlarda hata oranı % 40’a ulaşır. Yine de, ağrı kesici ilaçlar da dahil olmak üzere acil tedavilere zamanında karar verilmesi gereklidir.Bu kararlar genellikle sınırlı verilere dayanır.

Minimal bilinçli durum (MCS) terimi, ses veya sözlü komutlar, dokunma, ışık veya diğer çevresel sinyaller gibi bir uyarıcıya bir çeşit cevap vermektir. MCS’yi, herhangi bir dış girdiye yanıtın gözlemlenmediği, yanıt vermeyen uyanıklık sendromu (UWS) olarak bilinen vejetatif bir durumdan ayırmak önemlidir. Ancak minimal düzeyde bilinçli durum ile tepkisiz bir durum arasındaki sınır bulanıktır. Kapsamlı davranış kontrol listelerini içeren ve revize edilen (Gözden Geçirilmiş Koma İyileştirme Ölçeği veya Komaya Yakın Koma ölçeği gibi) ölçekler kusursuz değildir. 

Neden sadece beyin aktivitesi “taranmaz”? Modern Sinirbilim , farklı zihinsel durumların nöral korelasyonları hakkındaki nörogörüntüleme çalışmalarıyla hızla ilerler. Peki, neden hastalar, beyin aktivitesi sırasında kan akışındaki oksijen seviyelerindeki değişiklikleri ölçen fonksiyonel bir Manyetik Rezonans Görüntüleme makinesine yerleştirilmez? Veya beyin dalgalarını beynin elektriksel aktivitesinden kaydeden bir elektroensefalogram kullanılmaz? Bunlar görüntülemede köklü yöntemlerdir. Bu yöntemler her zaman mevcut olmayabilir.Bazı hastalar daha fazla hasar görmemeleri için hareket ettirilmemelidir. Ayrıca bu yöntemler pahalı olabilir bu sebeple ekonomik alternatiflere ihtiyaç duyulur.

Burun bilinci işaret eder

İsrail’deki Weizmann Enstitüsü’nde bir grup sinirbilimcinin yakın zamanda yaptığı bir araştırma, karmaşık olmayan, daha önce gözden kaçan bir seçenek sunuyor. İnsanların bir düzeyde bilinçleri varsa,bir kokuyu koklamaktan kaçınır mı? Koma hastalarının koku alma duyusunun test edilmesi, klinisyenlere bir hastanın tepkisiz veya minimal bilinç durumunda olup olmadığına karar vermek için ek bir yöntem sağlayabilir. 

Koku, bilinci klinik bağlamda ölçmek için kullanılabilir mi?

Bu çalışmanın arkasındaki fikir şaşırtıcı derecede basit görünüyor. Araştırmacılar, bu uyaranlara yanıt olarak koklama oranlarını ölçmek için hastalara koklamak için birkaç koku (hoş ve hoş olmayan bir koku) verdi. Tipik olarak, kötü kokulara tepki olarak daha sığ nefes alırız. Beyninizin sevmediği belirli kokular vardır ve burnunuza daha az nefes almasını söyler. Koklama tepkisindeki bu değişiklik istemsizdir, ancak terimin klinik kullanımlarına göre minimal bilinci gösterir. 

Aynı yanıt beyin hasarlı hastalarda da görülür mü?

Şubat 2020’de Nature’da yayınlanan bir çalışma,  başka türlü yanıt vermeyen hastaların koklama oranlarının vejetatif durumdaki insanlar ile minimal düzeyde bilinçli olan kişiler arasında ayrım yapmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir. Ayrıca araştırmacılar, ümit verici bir gözlemin, kokulara cevap veren tüm hastaların iyileştiğini veya en azından bir tür bilinçli duruma geçtiğini belirtti. Tanısal kullanımına ek olarak, bilinçsiz hastaların sniff testleri de prognostik değeri gösterir.

Burun minimal bilinç için araştırma yapmak için nasıl kullanıldı?

Çalışma, ciddi beyin hasarı olan 43 kişide koklama tepkilerini test etti. Deneyciler karışım kokusu (hoş bir koku için şampuan ve hoş olmayan bir koku için çürük balık) kavanozlarının yanı sıra basit kokular (yani, boya kokusu ile gül ve dekanik asit molekülleri olan feniletil alkol molekülleri ) kullandılar. Neden özellikle bu uyaranları seçmelisiniz? Nedeni pragmatiktir. Bu kokuların daha önceki çalışmalarda koklama tepkilerinin ortaya çıkmasında etkili olduğu kanıtlanmıştır. Ek olarak, bu çalışmadaki deney düzeneği, kontrol amacıyla – kokusuz “boş” bir kavanoz içermiştir.

Hastalar 5 saniye boyunca koku almak için 10 tur kavanoz kokladılar. Kokuların sırası rastgele idi. Hastaların koklama hızı, hava akışını voltaja çevirerek nazal kanül ölçüldü.

Bu ölçümlerden sonra hastalarda bilinç düzeyi belgelenmiştir. Boyuna gelişmeleri gözlemlemek için, hasta başına 1 ila 12 kez (1 ila 10 hafta içinde) sniff testleri tekrarlandı.

Koklama tepkileri bize bilinç hakkında ne anlatıyor?

Aslında, araştırmacılar iki şeyi test etti. Bir yandan koku tespitini araştırdılar, yani herhangi bir koku olduğunda hastanın koklama oranının değişip değişmediği. İşte boş kavanozlar,belirli bir kokuya tepki olup olmadığını kontrol etmek için devreye girdi. Öte yandan, araştırmacılar koku ayrımcılığını test ettiler . Burada soru, hastaların koklamalarının hoş veya hoş olmayan bir kokuya tepki olarak herhangi bir farklılaşma gösterip göstermediğiydi. 

Özellikle, kokular kötü bir kokuya tepki olarak sığlaşıyor muydu? Gerçekten de öyleydi. Bilim insanları iki şeyi belirleyebilir: birincisi, hastaların herhangi bir kokuya tepki verip vermedikleri ve ikincisi, bu hastaların iki farklı kokuya farklı tepki verip vermedikleri. (Koku hacmindeki belirgin değişiklik, koku tepkisinde bir değişiklik belirleyerek, koku tespiti için% 15 ve koku ayrımı için% 20 olarak sabitlenmiştir.)

Bu tür duyusal güdümlü kokular, minimal bilinçli bir durumdaki (MCS) hastalarda tepki olarak gözlenmiştir. Buna karşılık, bu tür koklamaya bağlı davranış genellikle yanıt vermeyen uyanıklık sendromu (UWS) olan vejetatif hastalarda bulunmamıştır. Özellikle, 10 UWS hastasında bir miktar koklama yanıtı görülmüştür. Bu hastaların hepsi daha sonra MCS’ye geçti.

Bu test ne kadar kusursuz?

Kokulara cevap verilmemesi, bir hastanın minimal bilinçli olma olasılığını reddetmek için bir kriter değildir. Bazı insanlar anozmiye, koku alamamaya maruz kalır. Anosminin çeşitli nedenleri olabilir. Doğuştan olabilir, yani doğumdan itibaren mevcut olabilir. Alternatif olarak anozmi, bir hastanın koku alma sisteminin nöroanatomisini hedeflemesi durumunda beyin hasarının bir sonucu olabilir . Koklama sistemine bu tür hasarlar geçici veya kalıcı olabilir.  

Anosmi ile ilgili bir başka ilginç faktör de kısmi ve koku seçici olabilmesidir. Bazı insanlar koklayabilir, sadece belirli kokuları tespit edemezler. Hoş ve nahoş numune kokularının uzatılması, klinik uygulama için sniff testinin uzatılması için uygun olabilir.

Koku ve bilinç arasındaki bağlantı nedir? 

Koku ve bilinç arasındaki bağlantı yeni değildir. Tarihsel olarak, kokulu tuz kapsülleri ilk yardım kitlerinin bir parçasıydı ve baygın veya bilinçsiz insanları canlandırmak için kullanıldı. Bu kapsüller alkol ve amonyak içeriyordu (bu madde yüksek konsantrasyonlarda toksik olduğu için az miktarda). Rembrandt’ın Bilinçsiz Hastası (Koku Alegorisi) dahil olmak üzere bazı resimler yaygın uygulamalarını göstermektedir. Geleneksel olarak, kokulu tuzlar hızla bayılan kadınların imajıyla ilişkilendirildi. Bugün, boksörler ve futbolcular da dahil olmak üzere profesyonel sporcular, tıbbi itirazlara rağmen onları uyarıcı olarak kullanmaya devam ediyor.

2020 koklama testi, bu tür tıp öncüllerinden farklıdır. Kokuları açıkça tahriş edici olarak kullanmaz (bu, somatosensoriyel stimülasyonu veya ağrı duyularında trigeminal siniri içerir). Bunun yerine, tamamen koku alma uyarısına,istemsiz bir motor tepkisini test eder.

Kokulara verilen yanıtları ve koklamyı neden bilincin bir işareti olarak saymaylıyız? Anahtar, araştırmacıların saf kokuları test etmeleri, yani bir ağrı veya somatosensör yanıt değil, bir kokuyu hedefleyen koku maddeleri anlamına geliyordu. Bu bize algılanan yargının minimal bilişsel temeli hakkında bir şeyler söyleyebilir, çünkü test edilen koku vericiler kendiliğinden zararlı veya tahriş edici değildi, ancak çoğu insan tarafından hoş olmayan kokular olarak kabul edildi (çürük balık, İsveç’teki Surströmming gibi bazı mutfaklarda bir inceliktir).

Buradaki olumsuz koklama yanıtı, uyarıcının kimyasal yapısındaki bir özelliğe doğrudan bağlı değildi. Bunun yerine, verilen uyaranı hoş veya nahoş olarak nitelendirmek kişilerin kendi fikirleridir. Başka bir deyişle, minimal bilinçli hastalarda gözlenen koklama oranlarının altında yatan temel algısal yargı, minimal bilişsel süreçlere yalnızca fizyolojik refleksden daha yakındır .

Son olarak, koku ve minimal bilincin birleşmesine yönelik bu tür deneysel püf noktaları, belirli zihinsel durumların, özellikle bilinçsiz durumların farkında olmadan köklerini destekleyen nörolojik mekanizmalar üzerinde daha bir nokta ortaya koydu. Filozoflar bilinç hakkında tartışacak mı? Muhtemelen hayır. Ancak bu, hayat kurtarmaya ve zihni daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Çeviri:Müge Ayşe ÖZTÜRK

Kaynak:Psychologytoday

Bir cevap yazın