Empatinin Sinirbilimi

Paradoksal bulgu olan empati farklı bir grup içi tercihe sahiptir.

Ayna Nöronları ve Empati

Yirmi yıldan biraz fazla bir süre önce, İtalya’daki Parma Üniversitesi’ndeki bir araştırma ekibi, makak maymununda sadece dünyadaki sinirbilimcilerin hayal gücünü yakalamakla kalmayıp, sonunda taklit, empati ve hatta dil gibi fakültelerle bağlantılı olacak bir nöron sınıfı keşfetti. “Ayna nöronları” olarak adlandırılan bu mütevazi nöron sınıfı, beynin motor bölgelerinde keşfedildi ve sadece bir maymun bir eylem gerçekleştirdiğinde aktivite üretmekle kalmadı, aynı zamanda maymun sadece araştırmacının aynı eylemi gerçekleştirdiğini gözlemlediğinde de ateş etti.

MRI ve PET çalışmaları, insanların da maymunlarda bulunanlara benzer bir ayna nöron sistemine sahip olduklarını, prefrontal bölgelerdeki nöronların yanı sıra alt parietal lobülden oluştuğunu göstermiştir. Ayna nöronların, diğer insanların ve bizimkilerin eylemlerini kodladığı bilinen tek nöron sınıfı olması, bilim insanlarının empatinin yanı sıra sosyal etkileşimler için temel beyin hücreleri olduklarını teorize etmelerine yol açtı. Örneğin, birisinin gülümsediğini gördüğümüzde, ayna nöronlarımız ateşlenir ve bize nasıl hissetmeleri gerektiğine dair içgüdüsel bir anlayış sağlar.

Ayna nöronlar ve otizm üzerine bir dizi çalışma yapılmıştır. Birçok otistik çocuk matematik, bilim veya müzikte mükemmel olabilir ve bilgi için mükemmel bir hafızaya sahip olsa da, diğer semptomların yanı sıra sosyal iletişim ve etkileşimde zorluk çekerler. fMRI çalışmaları, otizmli çocukların, duygusal ifadeleri gözlemlediklerinde, kontrollere kıyasla, ayna nöron aktivitesini önemli ölçüde azalttığını göstermiştir. Ayrıca, çocukların sosyal açıkları ne kadar şiddetli olursa, ayna nöronları içeren bölgelerdeki aktivite o kadar az olur. Bu gibi bulgular, birçok bilim insanının işlevsiz bir “ayna nöron sistemi” nin sadece sosyal eksikliklerin değil, aynı zamanda otizmde gözlenen motor ve dil eksikliklerinin de altında olabileceği sonucuna varmasına neden olmuştur.

Evrimsel Yönler

Evrim teorisini formüle eden İngiliz doğa bilimci Charles Darwin bugün hayatta olsaydı, duygudan dile, insan işlevinin hemen hemen her yönünün evrimsel kökenlerini araştıran çalışmaların ortaya çıkmasında şaşıracaktı. Darwin’in teorisi, tüm organizmaların sadece bir sonucu olarak ortaya çıkmadığını, aynı zamanda doğa tarafından seçilen, organizmanın rekabet etme, hayatta kalma ve çoğalma yeteneğini arttıran küçük, kalıtsal değişikliklerin birikmesi nedeniyle geliştiğini belirtir. Meşhur bir söz olan “en uygun olanın hayatta kalması” bu fikrini oldukça iyi kapsamaktadır. Dünyayı evrimsel bir mercekle gözlemlerken empati nereye uyuyor? Yüzeyde empati, kişisel çıkarlara aykırı bir duygu gibi görünüyor. Yine de biraz daha derine inin ve durum tam tersi gibi görünüyor.

Araştırmacılar, empati yeteneğinin atalarımızın iki ayrı şekilde hayatta kalmasına yardımcı olduğu için geliştiğine inanıyor. Biri için, herhangi bir memeli türünün hayatta kalabilmesi için, türün üyelerinin yavrularının ihtiyaçlarına uyum sağlamaları gerekir. İkincisi, insan türleri kişilerarası ilişkiler ve işbirliğiyle gelişir ve grup üyeleri iyi bakılırsa grup olarak hayatta kalma şansı daha yüksektir. Primatlarda empati ve çatışma çözme gibi şeyleri inceleyen ünlü primatolog Frans de Waal “Empati basitçe aydınlanmış kişisel çıkarlardır” ifadesini kullanır.

Grup İçi ve Grup Dışı Empati

Şimdi empatinin derinden rahatsız edici bir yönüne geçiyoruz, ancak bir kez buna dikkatimizi çektiğimizde deneyebilir ve düzeltebiliriz. Empatimiz, içgüdüsel olarak, grubun içinde olduğunu düşündüğümüz insanlara, grubun dışındaki insanlara kıyasla daha yönlendirilmiş görünmektedir. Evrim bizi grubumuzda kim olduğunu hızlı bir şekilde tanımlamak için bir tür olarak hazırlamış olabilir, böylece neye daha iyi ihtiyaç duyduklarını anlayabilir ve gerekirse onları dış tehditlerden koruyabiliriz. Aslında, insanlar grup içi tercihlerini birçok farklı şekilde sergilerler. Kusurları küçümseme eğilimindeyiz ve genellikle onları ait olduğumuz aynı grup içinde algılarsak insanları daha çok seviyoruz; hatta grup içi üyelerin duyguları grup dışı üyelerin duygularından daha hızlı ve daha doğru algılanır. Aslında, çalışmalar, gruplar arası ayrımcılığın, grup içi nefret veya uyanıklıktan çok, grup içi sevgi ve empatiden kaynaklandığını bulmuştur.

“Sarılma hormonu” olarak adlandırılan oksitosin, diğer fonksiyonların yanı sıra diğer insanlarla bağ kurmamıza yardımcı olan bir kimyasaldır. Araştırmacılar empati üzerindeki etkilerini incelemek için burun içine oksitosin uyguladılar ve hormonun katılımcıların grup içi empatisini arttırırken, gruplarının dışındaki insanlara karşı daha az şefkatli veya daha agresif olduklarını keşfettiler.

Giderek küreselleşmekte olan bir dünyada, ilkel, dar görüşlü duygulara karşı empatiyi tanımamız ve empatimizi insan ırkından herkesi içerecek şekilde genişletmeye çalışmak bizim için her zamankinden daha önemli.

Çeviren: Sıla Yalçınöz

Kaynakça: Psychology Today

Bir cevap yazın