Kavramlar ve Sınıflandırma: Düşüncenin Yapıtaşları

Düşüncelerimiz, zihinlerimizin birer ürünüdür. Onlar zihnimizde “duyduğumuz” anlamlı veya anlamsız görünebilen şeylerin adeta tercümesini yapar niteliktedir; yani onların dilidir diyebiliriz. Bu “zihinlerimizde duyduğumuz” (Fredrickson, ve ark., 2003) cümle akışları, önermeli düşünceler ve imgesel düşünceler olarak adlandırılmaktadır. Önermeli düşünce, düşündüğümüz herhangi bir sava karşılık gelmektedir; “İnsan iyi ayaklı bir canlıdır.” veya “Kırmızı bir renktir.” gibi. Önermeli düşünce, adını bu örneklerdeki gibi cümlenin bir önermeyi ifade etmesinden alır. İmgesel düşünce ise zihinlerimizde görebildiğimiz, daha çok görsel nitelikli düşüncelere karşılık gelmektedir (Fredrickson, ve ark., 2003).

Bunlar arasında, bilim insanları özellikle farklı alt kavramlara sahip ve oldukça önemli olan önermeli düşünce tarzının üzerinde durur.

Kavramların İşlevleri

Kavramlar, dünyada olup biten olguları ve en önemlisi dünyada bulunan her şeyi içselleştirip kavramamız için zihinlerimizin ürettiği bir kolaylıktır, diyebiliriz. Kavramlar, zihinlerimizde “şeyleri” sınıflandırarak veya bu sınıflarla özdeşleştirdiğimiz özellikleri gruplayıp tanımlamamızı sağlar (Fredrickson, ve ark., 2003). Örneğin “insan” kavramı, diğer şeylerin yanı sıra- eğer olağandışı bir durum yoksa- iki gözü, iki kulağı, iki bacağı olma gibi diğer özellikleri de kapsar. Dolayısıyla bu özelliklere sahip olan diğer “şeyler” i kavramamız ve kategorileştirmemiz daha kolay olacaktır. Zihinlerimizin bu şekilde farklı nesneleri aynı kavramların örnekleri olarak ele almasının sebebi ise, dünyayı daha iyi algılamak ve dünyanın karmaşıklığını hafifleterek kolaylık sağlamaktır.

Nesneleri belli kavramların içerisine yerleştirdiğimizde onlara birer “kategori” atfetmiş oluruz, buna “kategorileştirme” denir. Bu şekilde nesneleri içinde bulunduğu kavramın pek çok özelliğini yansıtıyor olarak kabul ederiz.

Prototipler

“Prototip, kavramı düşündüğümüz zaman aklımıza gelen şeydir.”

(Fredrickson, ve ark., 2003)

Prototipler, bir kavramın en bilinen, belirgin, ayırt edici yönlerini içeren bir örnek niteliğindedir. Örneğin “dede” kavramının prototipi çoğumuzun zihinlerinde 60-70’li yaşlarda, beyaz saçlı, gözlüklü, bastonlu- belki emekli ve kasketli- bir adamın özelliklerini taşıyabilir. Fakat prototiplerin özellikleri, kavramları daha iyi anlayabilmemiz için zihinlerimiz tarafından üretilmiştir, yani “dede” kavramının bütün örneklerini kapsamamaktadır, çünkü pekala bu kavramın daha genç baba ve ardından dede olmuş, 50 yaşındaki, gözlüksüz, çalışan bir adam olan bir örneği de olabilir. Bu durumda bu örnek, prototipin dışında özellikler taşımaktadır. Fakat öyleyse bu iki örnek (prototip ve diğeri) nasıl aynı kavram içinde yer almaktadır? Çok basit, bu, bir örneğin herhangi bir kavramın özelliklerini taşıması için gereken özelliklerin çekirdeğidir. Bu örnekte bu çekirdek, “dede” kavramının, “bir babanın babası olmak” gibi bir özelliği kapsamasıdır. Fakat unutulmamalıdır ki, her kavram kesin bir prototipe uygun olmayabilir ve bazı kavramlar belirsizdir, kavramların belirsiz olup olmadığı, onun, kavramın prototipine benzeyip benzemediğine karar vermek ile mümkündür (Fredrickson, ve ark., 2003). Bunun daha kesin ve belirli olabilmesi için kavramın “iyi tanımlanmış kavram” olması, yani çekirdekteki tanımlayıcı özelliklere sahip olup olmadığının belirlenmesinin daha kolay olması gerekir.

Kavram Hiyerarşileri

Kavram hiyerarşisini bir çeşit küme- alt küme sistemi olarak düşünebiliriz. Buna bir örnek vermek gerekirse “hayvan” kavramını ve bununla ilişkili olan diğer iki kavram olan “kedi” ve “köpek” i ele alalım. Bir de kedi alt kavramında “Tekir cinsi kedi” ile “Scottish cinsi kedi” olsun. Burada, kavramların ortak olarak paylaştıkları özellikler vardır: Tekir ve Scottish cinsi kedilerin nihayetinde “kedi” kavramının içerisinde yer almaları ve kedi ile köpek üst kavramlarının hem “hayvan”, hem de “dört ayaklı” kategorilerindeki özellikleri sağlamaları gibi. Burada “temel düzey” olarak adlandırılan bir kavram da bulunmaktadır, temel düzey, bu şemada aralarında en bariz farkın bulunduğu kategorik düzeyi temsil etmektedir, ki burada bu, “hayvan” kavramıdır.

Farklı Sınıflandırma Süreçleri

“Prototip benzerliği” ve “depolanan örneklere benzerlik” olmak üzere kavramların iki sınıflandırma yöntemi bulunmaktadır. Depolanan örneklere benzerlik, basitçe, belirli bir kavrama ait belirli bir örneği incelerken, bu örneğin zihnimizdeki prototipimize uygunluğu ile alakalıdır. Eğer örnek zihnimizdeki prototiple yüksek oranda benzer özellikler taşıyorsa, o zaman bu örneği kavramımızın içerisine alırız, örneğin “masa” kavramı gibi; bu durumda zihnimiz bizi yönlendirebilir: “şu anda baktığım şey bir masa.”.

Prototip benzerliği sınıflandırma yönteminde ise yine “masa” kavramı üzerinden gidelim. Öncelikle “masa” kavramının prototip özellikleri ve bunun çeşitli örnekleri belirlenir, bunu yaparken katılımcıların örnekleri de derlenebilir, daha sonra bu örnek ve prototiplerin her birinin kendi aralarında benzerlik skorları hesaplanır; bu da her örneğin prototipiyle ortak özelliklerinin belirlenmesiyle yapılır. Son olarak bu prototip benzerliği skorunun, katılımcıların sınıflandırma yaparkenki doğruluğu ve hızı ile doğru orantılı olduğu görülür.

Kavram Edinme

Bazı kavramları doğuştan (mekan ve zaman gibi) ediniriz, bazılarını ise sonradan öğreniriz (Fredrickson, ve ark., 2003). Bu kavramları deneyim yoluyla ya da bize açıkça öğretilmiş biçimde ediniriz. Birisi bize, çekirdek özelliklerine de vurgu yaparak bir kavramı anlatabilir, örneğin bu kavram “doktor” olsun. Bize “doktor” kavramı tanımlandığı zaman bu bilgiyi açıkça öğretilmiş olarak alırız. Bu kavrama dair zihnimizde oluşturduğumuz prototip (örneğin beyaz önlüklü, steteskoplu olması) ise bizim edindiğimiz deneyimlere bağlıdır. Bu durumda prototipleri edinmemiz deneyimlerimize bağlıdır. Nesneleri ve diğer pek çok şeyi hangi yoldan öğreneceğimiz ise neyi öğreneceğimize bağlıdır. Yine de çekirdeğin prototipten daha iyi bir kavram üyeliği göstergesi olduğunu anlamak gerekir, ki bu da genelde küçük yaşlarda gerçekleşir (Fredrickson, ve ark., 2003). Bunu anlamak, kimin bize zarar verip kimin vermeyeceğine, meslek seçiminde ve hatta seçimlerde oy kullanırken bile hangi kararı vereceğimiz konusunda önem taşır, burası, aynı zamanda ileride zihnimizin oluşturabileceği ön yargı ve basmakalıp düşüncelerin oluştuğu yer de olabilir.

Deneyim yoluyla öğrenme içerisinde iki farklı öğrenme yolu bulunmaktadır: bunlardan biri “örneklendirme stratejisi” dir. Buna göre kavramları temsilleriyle öğrendiğimizde, bunları “etiketliyoruz”. Daha sonra bu kavrama benzer bir kavram olduğunu düşündüğümüz örnekleri de bu kavram içerisine ekliyoruz. Fakat bu, özellikle küçük yaşta nesneleri yanlış sınıflandırmamıza da yol açabilir. Örneğin bir çocuk, bir masa temsilinde hep bir yüzeyi ve dört ayağı olan nesneleri masa altında kavramsallaştırmışsa, üç ayaklı bir masa gördüğünde bunu masa kavramının dışında tutabilir.

Bir diğer öğrenme yolu ise “varsayım testi” dir. Bu, bir kavramın bilinen örnekleri içerisindeki, kavramı tanımlayan nitelikler arasındaki ortak özelliklerden yola çıkarak daha sonra gördüklerimizi aynı kavram içerisine dahil edip etmeyeceğimizle ilgilidir. Burada varsayımlarımız devreye girer. Örnek olarak telefonu ele alalım. Önce, insanların bu nesne vasıtasıyla iletişim kurduklarını ve “kulaklarına götürerek konuştuklarını” araştırıp gözlemlemişizdir. Bu özellikler ise zihnimizde “kavramı tanımlayan özellikler” olarak yer etmiştir. Buna göre daha sonra karşılaştığımız nesneleri analiz ederiz; eğer kavramı karşılıyorsa varsayımımız pekişir, yanlış sonuç veriyorsa da varsayımımızı değiştiririz (Fredrickson, ve ark., 2003).

Kaynakça

Fredrickson, B. L., Loftus, G. R., Nolen-Hoeksema, S., & Smith, E. E. (2003). Psikolojiye giriş. (Ö. Öncül & D. Ferhatoğlu, Çev.) (14. Baskı). Ankara: Arkadaş.

Bir cevap yazın