Karantina Sürecinde Müzik

 Müzik, karantinada neden başkalarıyla bağ kurmamızı sağlıyor? İşte altında yatan bilim:

Araştırmacılar, koronavirüs karantinası sırasında müziğin hepimizi nasıl birleştirdiğini araştırıyor.

Sosyal mesafe kurallarına yanıt olarak görmeye başladığımız en cesaret verici olgulardan biri, insanların özellikle müzikal olarak, birbirleriyle bağ kurmaya başladıkları yenilikçi yollardır. İtalya’daki karantinanın başlangıcında, balkonlarında birbirleriyle şarkı söyleyen komşuların videoları sosyal medyada viral hale geldi. Bu akım İsrail, İspanya, Irak, ABD, Fransa, Lübnan, Hindistan, Almanya ve diğer ülkelerde de gerçekleşti. Ve sadece balkonlardan değil, aynı zamanda insanlar çatılardan, pencerelerden ve hatta çevrimiçi ortamlardan da bu akıma dahil oldu.

Özellikle müzik yoluyla gerçekleşen bu bağ kurma ihtiyacı, insan olmanın temel özellikleri ile ilişkilidir. Bazı açılardan, COVID-19 pandemisinin dehşeti arasında, bize insanlığımızın özünde yatan şey hakkında bilgi veren küresel bir sosyal psikolojik deney örneği yaşıyoruz.

Sosyal Beyin

Bizler doğuştan gelen sosyal canlılarız. Aslında, bazı akademisyenler, biyolojik düzeyde, insanlarda sosyal beynin dünyadaki diğer türlerden daha gelişmiş olduğunu savunuyorlar. Bu nedenle, biz insanlar biyolojik olarak bağ kurma ve birbirimizle işbirliği yapma ihtiyacı duyarız.

Dünyadaki toplumlarda, izole edildiğimizde yaşadığımız fizyolojik ve psikolojik streste başkalarıyla bağlantı kurma isteğimizin arttığı açıkça görülmektedir. Basitçe söylemek gerekirse, sosyal beynin beslenmesi gerekiyor ve sosyal beyin tecrit edilmeye zorlanırsa, bağlanma yollarını bulmak için adapte olacaktır.

İlginç olan konu ise, işin sırrının sadece birbirinize mesaj atmak veya telefon görüşmeleri yapmak olmaması. Yüz yüze video konferans bile pek çok kişi için yeterli değildi. Sosyal beynin duygusal düzeyde yankı uyandıracağı şekilde bağlanmamız gerekir.

Müzik burada devreye giriyor. Hepimiz “müzik ruhun gıdasıdır” ifadesine aşinayız, ama “müziğin beynin gıdası” olduğu da doğrudur.

Araştırmalar, birlikte şarkı söylediğimizde, sosyal beyinlerimizin oksitosin üretmek için aktifleştiğini gösteriyor. Bu, insanların birbirleriyle sosyalleşme şekliyle yakından ilişkili, hipofiz bezinden salgılanan bir hormondur. Oksitosin sosyal bağlar oluşturduğumuzda, yüz yüze etkileşimler sırasında birbirimizle senkronize olduğumuzda ve başkalarıyla samimi olduğumuzda salınır, bu yüzden bazıları bunu “kucaklaşma” veya “aşk” hormonu olarak da adlandırır.

Müzikle ilgili son araştırmalar, herhangi bir şekilde şarkı söylediğimizde oksitosinin arttığını göstermiştir. 2015 yılında sinirbilimci Jason Keeler ve meslektaşlarının çalışmaları, koro şarkılarının oksitosini arttırdığını gösterdi. 2017 yılında T. Moritz Schladt ve meslektaşları tarafından yapılan bir başka çalışmada oksitosinin başkaları ile doğaçlama şarkı söylerken de arttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Ancak oksitosini artıran sadece şarkı söylemek değildir. Yuuki Oishi ve meslektaşları tarafından 2017’de yapılan bir araştırmada sadece müzik dinledikten sonra bile oksitosinin arttığı bulunmuştur. Ayrıca, oksitosin artışının müziğin temposuna bağlı olmadığı ortaya çıkmıştır. Oksitosin hem yavaş hem de hızlı müzikal tempodaki müzikleri dinlerken artar.

Bizi İnsan Yapan Nedir?

Bütün bunlar müziğin, bizi biyolojik düzeyde insan yapan şeyin bir parçası olduğuna işaret ediyor. Herkes farklıdır ve herkesin zevkini karşılayan bir müzik vardır, bu yüzden “Musical Universe” adlı bir proje yürütülüyor. Proje sayesinde insanlar testler yaparak benzersiz müzik tercihlerinin beyin tiplerine ve kişiliklerine nasıl bağlandığını öğrenebilirler.

Ancak özel zevkleriniz ne olursa olsun, müzik karantina altındayken başkalarıyla bağlantı kurmada önemli bir rol oynar. Bu nedenle pandemi sırasında, grup şarkı oturumları, balkonlarda ve video konferans platformlarında hızla kendini gösterdi. Ve dünyaca ünlü müzisyenlerin neden evlerinde canlı yayınla konserler verdiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.

Müzik, insanlık tarihinde en az 40.000 yıl öncesine dayanır. Müziğin kökenleriyle ilgili evrim teorileri çoktur, ancak çoğu, müziğin sosyal rolünü vurgular. Müzik, kabile grupları içinde ve arasında ortak değerleri ve gücü göstererek, avcı-toplayıcı zamanlarda grup uyumunu güçlendirmenin yollarından biri olmuştur.

Charles Darwin bile müziğin kökenini düşündü ve cinsel seçimde rol oynamış olabileceğini savundu. Doğada canlıların birbirine kur yaparken söylediği kur şarkılarının, potansiyel partnerlere, çekici ve evrimsel olarak uyarlanabilir özellikleri işaret etmiş olabileceğini öne sürdü.

Bugün küresel bir krizle karşı karşıya olan dünyada, zorunlu tecrit halindeyken bile müzik, yavaşlama belirtisi göstermiyor. Müzik, insanlığımızın özünde yer alır çünkü bizi diğer türlerden ayıran sosyal bağlanmayı mümkün kılar.

Çeviri: Ayşe Nur Balli

Kaynak: Neuroscience News

Bir cevap yazın