Aklın Genetiğini Araştırmak

Futurist Ufuk Tarhan

Douwe Draaisma ve Eric Kandel zihinsel hastalıklar üzerine yaptığı araştırmaları, beyin hastalıkları olarak değerlendiriyor.

The Disordered Mind: Sıradışı Beyinler Kendimiz Hakkında Ne Anlatıyor Eric R. Kandel Farrar, Straus ve Giroux (2018)

1939’da dokuz yaşındaki Eric Kandel ve ailesi Nazi işgali altındaki Viyana’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçtı. Sonunda Massachusetts, Cambridge’de Harvard Üniversitesi’ne girerek psikanalist olarak eğitim almayı amaçladı. Viyana sürgünü, Sigmund Freud’un da yaşadığı baskılar gibi, ona anlayış mekanizmalarının nörolojik temelleri hakkında bilgilenme isteği hissettirdi. Böylece beyin araştırmalarına yöneldi.

Kandel’in 1960’lardaki çalışmaları- deniz yumuşakçası Aplysia’daki nöronal aktiviteyi ölçerek öğrenme süreçlerinin devresini ortaya çıkarmak- ona Nobel ödülünü kazandırdı. Ama ilk entelektüel tutkusu onu asla terk etmedi.

Geçtiğimiz 15 yıl boyunca, prestij ve psikanaliz üzerindeki etkisini “yeni bir zihin biyolojisi” ile himayesi altına almaya çalıştı. Bu, Hastalanan Zihinde üç ilerlemeyle yardımcı olduğunu savunuyor: beyin görüntüleme, psikiyatrik bozuklukların nasıl kalıtsal olarak incelendiği ve otizm spektrum bozukluğu (ASD) gibi durumlar için hayvan modelleri çalışmaları.

Freud gibi o da bilinçdışını araştırır. Ancak Kandel için bunlar genetik gelişim süreçleri ve nörolojik devrelerin işlev bozukluklarıdır.Kısaca, çeşitli bozukluklarla ilgili son bulgular ve hipotezler aracılığıyla bizi yönlendiriyor. Bazıları Alzheimer, Huntington ve Parkinson hastalığı gibi nörolojiktir. Bazıları depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi psikiyatrik olarak yorumlanmıştır. Modern bakış açısına göre, bunların sonuçta beyin bozuklukları olduğu öne sürülüyor. “Modern” yanlış bir isim olabilir: 1845 yılından önce, Alman psikiyatrist Wilhelm Griesinger Geisteskrankheiten ve Gehirnkrankheiten’i (zihinsel hastalıklar beyin hastalıklarıdır) yayınladı. Ancak Kandel, yeni araçların önemi konusunda haklıdır; psikiyatrik bozukluklara ümit verici yollar açabilecek yöntemler, araçlar ve teoriler.

Otizm spektrum bozukluğu ve şizofreninin genetiği buna bir örnektir. Otizm genellikle çocuklar üç veya dört yaşlarındayken teşhis edilir. Şizofreni çoğunlukla geç başlangıçlıdır, ergenlik veya erken yetişkinlikte gelişir. Bir özdeş ikizin otizmi olduğunda, diğerinin de otizmli olma olasılığı yaklaşık %90’dır; şizofrenide ise, ikizler için bu oran yaklaşık%50’dir. Bununla birlikte, genetik çalışmalar, kromozom 7 üzerindeki tek bir mutasyonun otizm ve şizofreni gelişme olasılığını arttırdığına işaret etmiştir. Diğer, spontan mutasyon tipleri yaşlı babaların spermlerinde daha sık görülür ve yine otizm ve şizofreni gelişme olasılığını arttırır.

Ancak Kandel, beyin gelişimi açısından otizm ve şizofreninin polarize olduğunu belirtiyor. İki yaşından itibaren, otizmli çocukların nörotipik çocuklardan daha fazla sinapslara (nöronlar arasındaki temaslara) sahip olduğu bulunmuştur. Bu nedenle, otizm, kullanılmayan bağlantıların yetersiz “budaması” ile ilişkilendirilebilir; aşırı sinapslar, otizm’li bazı kişilerin olağanüstü uzun süreli hafızasını açıklayabilir. Aksine, şizofreni hastaları, aşırı budanmanın şizofreni hastalığının altında yatan sebep olma olasılığını artırarak, şizofreni olmayanlardan daha az sinapsa sahiptir. Prefrontal kortekste bağlantı eksikliği, çalışma belleği ve daha yüksek bilişsel işlevlerde sorunlara neden olabilir.

Kandel, ortak bir genetik değişimin çok farklı semptomlara neden olabileceği başka bir vakayı araştırıyor: Alzheimer ve Parkinson hastalığı. Alzheimer’larla ilişkili mutasyonlar, beyindeki yanlış katlanmış protein kümeleriyle sonuçlanarak ciddi hafıza kaybına neden olabilir. Parkinson’larla ilişkili olanlar, nörotransmiterin hareketi için hayati önem taşıyan dopamin yapan hücrelerin ölümüne yol açabilir.

Kandel, sağlıklı kemiklerin hafıza oluşumu için gerekli proteinleri uyaran bir hormon olan osteokalsin yaptığını gösteriyor. Onun ve meslektaşlarının çalışmaları, yaşlı farelere osteokalsin enjekte edildiğinde yaşa bağlı hafıza düşüşünün tersine çevrilebileceğini göstermektedir. İnsanlarda egzersiz, hafızayı geliştirebilecek kemik kütlesi oluşturur.

Kandel’in psikiyatriyi biyolojik hale getirme girişimi hassas olanlar için değil; odak noktası, iç kargaşaya psikolojik bir kavrayış kazandırmamak, ilaç ve hatalı bağlantıları telafi etmektir. Bazen, ikna edici olmayan bir yeniden çerçeveleme öneriyor: psikanaliz, sinaptik değişiklikleri içeren bir öğrenme süreci olduğu için, terapinin aslında biyolojik bir tedavi olduğunu söylüyor. Bununla birlikte, bir kitap okumak veya bir film izlemek de sinaptik değişiklikler getirecektir.

The Disordered Mind kitabındaki gibi gibi cesur önermeler, ilaç veya cerrahi müdahale içeren terapiler ile davranışsal ve bilişsel yöntemler kullanan terapiler arasındaki farkı bulanıklaştırır. Yine de, Kandel’in insancıl amaçlarını takdir etmeliyiz: bozukluklar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak, farklı düşünen veya davranan kişileri  damgalama olasılığını azaltır.

Çeviri: Müge Ayşe Öztürk

Kaynak: Nature

Bir cevap yazın