İki Dil Bilme, Alzheimer Belirtilerinin Başlamasını Erteler

253 Alzheimer hastası üzerinde yapılan bir araştırmada, iki dili konuşan insanların, tek dillilere kıyasla demans semptomlarını yaklaşık dört yıl önleyebildikleri bulundu. 11 Şubat’ta Dementia & Geriatric Cognitive Disorders dergisinde online olarak yayınlanan sonuçlar, iki dilde alışıldığı şekilde konuşmanın ve düşünmenin, Alzheimer hastalığı ile ilişkili düşüşü engellemek için tampon görevi gören bir “bilişsel rezerv” oluşturduğunu düşündürmektedir.

Los Angeles Nörobehaviour Direktörü ve UCLA’daki David Geffen Tıp Fakültesinde Nöroloji ve Psikiyatri Profesörü Mario Mendez, “Los Angeles’ta ülkedeki en iki dili bilen bölgeye sahibiz ” dedi. Topluluk içinde öncelikle İngilizce konuşulurken evde çok çeşitli dilleri konuşan hastaları var. Çalışma katılımcıları arasında en yaygın iki ana dil Farsça ve İspanyolca idi ve 13 dil daha temsil edildi.

Mendez, “Dört yıllık bulgu hakkında dikkat çeken nokta, gezegendeki geriye dönük yarım düzine çalışma ile tamamen tutarlı olmasıdır ” dedi. Kanada, Hindistan ve Tayvan’da yapılan çalışmalar, diğerlerinin yanı sıra, bilişsel bozulmada da benzer gecikmeler buldu. Korumanın, bazı dış kültürel faktörlerde değil, iki dili bilen beynin içinde bulunduğunu göstermektedir.

Mendez, iki dilliliğin beyinde Alzheimer hastalığını karakterize eden biyolojik hasarı durdurmadığını, ancak hastanın bu hasar karşısında daha uzun süre işlev görmesine yardımcı olduğunu belirtti. “Hastalığa yakalanıyorlar, ancak daha sonraya kadar klinik bozukluk veya semptomlarla ifade etmiyorlar” dedi.

Düzenli olarak iki dil konuşan insanlar, diğer dili bastırarak hangi dili konuşacaklarını sürekli olarak seçmelidir. Bu kod değiştirme, çalışma belleği, duyguları idare etme ve kendini kontrol etme gibi yönetici işlevleri de yöneten beynin ön bölgelerinde gerçekleşir. Bu işlevleri sürekli kullanmak, sinir bağlantıları ağını kurarak Alzheimer’ın düşüşüne karşı dayanıklılığı artırabilir.

İlginç bir şekilde, iki dilli hastaların çoğu demansları ilerledikçe anadillerinin özel kullanımına geri döndü. Mendez, “İlk dillerinin izinsiz girişini engellemede sorun yaşıyorlar mı?” diye baktı. Güçlü yürütme işleviyle, uygun bağlamda konuşmak için uygun dili çevirmenin oldukça kolay olduğunu söyledi. “Klinik demans ilerledikçe, bunu yapma yeteneğiniz azalır” dedi.

Çalışmadan ilginç bir sonuç, yaşamda ikinci dil biraz öğrenilmiş olsa bile semptomların başlangıcını geciktirmesidir. Çalışmadaki hastalar ana dillerini öğrendikten hemen sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne göç ettiklerinde İngilizce öğrendiler.

Mendez, “İkinci dili kullanma yeterliliğiniz 5 yaşından önce öğrenip öğrenmediğinizden daha önemlidir” dedi.

Mendez, “Performanslarının altında yatan dilsel özellikler nelerdir? Daha güçlü yürütme işlevleri var mı?” diye bu tür esnek beyinlere sahip insanların konuşma özelliklerini inceleyerek araştırmayı daha ileri götürmeyi umuyor.

Mendez, “Kültürelleşmeyle ilgili güzel şeyler var, demansı 4 yıl ertelerse, bu oldukça harika.” dedi. Kuşkusuz yeni bir dil öğrenmek ve yeni bir kültüre uyum sağlamak zor olsa da, demansı önlemek için bilişsel bir rezerv oluşturuyorsa, mücadele faydalı olabilir.

Çeviri: Gülsüm Tangız

Kaynak: Neuroscience News

 

Bir cevap yazın