Coronavirüs Sırasında Çalışan Stresini ve Kaygısını Yönetmek

Bir pandeminin ortasındayız ve korona virüsün etkisi tüm Amerika Birleşik Devletleri’nde giderek daha fazla hissediliyor.

Bu düşünceler en çok geçen hafta ailemin bahar tatili planlarını iptal etmek ve telefonla ve e-posta yoluyla çeşitli hizmet sağlayıcıları için ön cephede çalışan görevliler ile etkileşimde bulunmak için birkaç saat harcadığım zaman telaffuz edildi. Bu görevlilerin muazzam bir stres altında olduğu açıktı.

Bir bilet sağlayıcısı ile yapılan bir görüşme sırasında acenteye işlerin nasıl gittiğini sordum, bilet sağlayıcısı etkinliklerin öfkeli, hayal kırıklığına uğramış ve hakkı yenmiş müşterilerden oluşan bir telefon seli oluşturacak şekilde ülke genelinde dakikalar içinde iptal edildiğini söylüyordu.

Ben seyahat planlarımı zaten web sitelerini kullanarak iptal etmiş olduğumdan çalıştığı şirketteki iptal ücretlerinden feragat edilmesine izin vermeyen kurallar yüzünden tedirginleşen ve sinirlenen bir nakliyat firmasının temsilcisi ile konuşmuştum. O ve ekibinin sağladığı mükemmel hizmet için şükran duyduğumda bana teşekkür eden bir tiyatrodaki müşteri hizmetleri müdürüyle e-postaları değiştirdim.

O zamandan beri, yüz yüze derslerini çevrimiçi bir formata dönüştürmek ve uzaktan öğrenme platformlarını nasıl kullanacağını öğrenmek için uğraşan birçok fakülte üyemle, kendi üniversitemle ve diğer üniversitelerle iletişim halindeyim. Ne yazık ki, şirketlerinin karşı karşıya kaldığı ekonomik sıkıntı nedeniyle işlerini çoktan kaybetmiş olan iki eski öğrenciden de haber aldım.

Kısacası bu felaket bir zamandır ve çalışanlar hem kişisel hem de profesyonel olarak muazzam bir stres altındadır. Birçoğu için bu stress, kuşkusuz sosyal uzaklığa girme ihtiyacı ile daha da artmaktadır, bu da insanları daha da yalıtılmış hissettirebilir. Öyleyse, yöneticiler işçilerin bu zor zamandan geçmelerine yardımcı olmak için ne yapabilir?

Birincisi, belirsizliğin çalışanların stresine ve endişesine katkıda bulunduğu iyi bilinmektedir ve bu pandemi büyük bir belirsizlik yaratmaktadır; gerçekten de, bu pandeminin ne kadar süreceği ve nihayetinde ne kadar yıkıcı olacağı belirsiz. Önceki araştırmalar, şirketlerin çalışanlarla açık ve dürüst iletişim kurarak bu belirsizliği azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Daha şeffaf olarak ve en kötü senaryoları tartışarak yöneticiler, sadece stresi azaltmakla kalmaz, aynı zamanda çalışanların belirsiz durumlarla karşılaşmaları durumunda ortaya çıkan artan dedikodu ve azalan bağlılık gibi diğer işlevsiz sonuçları da ortadan kaldırırlar. Ayrıca, bilgi paylaşımı genellikle güvenin bir göstergesi olarak görülür, bu nedenle daha açık olan yöneticilerin de daha güvenilir ve inanılır olarak görülmesi muhtemeldir.

İkincisi önemli bir araştırma, çalışanların yüksek talep ve düşük kontrol bağlamlarında çalışırken stresin daha büyük olduğunu göstermektedir. Başka bir deyişle, ağır iş yükleri, düşük seviyeli özerklik ve karar verme girdisi ile birleşen zaman baskısı ve yoğun konsantrasyon ile karakterize edildiğinde özellikle streslidir. Aslında, son zamanlarda yapılan bir araştırma, düşük kontrol ve yüksek talepleri olan işlerin sadece daha stresli değil, aynı zamanda çalışanların yaşam beklentilerini de daha kısıtlayıcı nitelikte olduğunu ortaya koydu.

Ne yazık ki, bu zararlı kombinasyon, sağlık hizmetlerinden müşteri hizmetlerine kadar çeşitli sektörlerde çalışanların karşılaştığı deneyimlerde açıkça görülmektedir. Yöneticiler bu salgın sırasında çalışanlardan talep ettikleri iş taleplerini daha aza indirebilmelerine rağmen, çalışanlarına daha fazla özerklik ve karar alma yetkisi vererek işgüçlerini güçlendirebilmeleri ve anlamlı bir fark yaratabilmeleri gerekir. Aslında, aynı çalışmada, çalışanlara daha fazla kontrol verildiğinde, araştırmacılar yüksek iş taleplerinin aslında daha fazla yaşam beklentisi ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Üçüncü bir perspektif ise iş stresi faktörlerine verilen tepkilerin genellikle bir algı meselesi olduğunu göstermektedir. Özellikle, çalışanlar stresli durumları bir zorluk olarak gördüklerinde, daha fazla motivasyon ve performans sergileme eğilimindedirler; ancak, bu stres faktörleri hedeflerine ulaşmada bir engel veya ayak bağı olarak görüldüğünde, çalışanların motivasyonu ve performansı düşme eğilimindedir. Çalışanlar özellikle belirsiz hedefler, çelişen istekler, bürokrasi, örgütsel politikalar ve diğer zorluklarla engellenmiş gibi hissedebilirler.

Meydan okumaya karşı engelleme değerlendirmeleri fikri, yöneticilerin çalışanlarının bu zor zamanı kendilerine; büyümeleri, gelişmeleri ve başkalarına yardım etmeleri için bir fırsat olarak görmeleri konusunda yardımcı olmalarını önermektedir. Aynı zamanda yöneticiler, çalışanların görevlerini yerine getirmelerini zorlaştıran bürokratik baş ağrılarını ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapmalıdır. Örneğin, bazı kuruluşlar çalışanların sürekli gözetim altındaymış gibi hissetmeden evden çalışmasını veya bunu yapmasını zorlaştıran kurallara sahiptir. Bu tür politikalar yalnızca çalışanların stresini artırır.

Koronavirüs burada ve yaşam tarzımızı bozuyor. İşlerine devam edebilecek kadar şanslı olanların yeni çalışma yolları bulmaları gerekecektir. Bu zor dönemde yöneticilerin özellikle çalışanlarının stresine ve kaygılarına dikkat etmeleri gerekir. Daha açık ve dürüst iletişim sağlayarak, çalışanlarını güçlendirerek ve barikatları kaldırarak yöneticiler bu stresli zamanı daha az ezici hale getirmeye yardımcı olabilir.

Bu eylemlerin ötesinde, yöneticiler fiziksel olarak olmasa bile sanal olarak çalışanları için hazır ve ulaşılabilir olmalıdır. Gerçekten de, sosyal desteğin insanların stresle başa çıkmasına yardımcı olabileceğini biliyoruz, bu nedenle bu salgınla uğraşırken sosyal uzaklığın, sosyal veya psikolojik izolasyondan ziyade fiziksel ayrılık ile ilgili olması gerekir.

Çeviri: Kutlay USTA

Kaynak: Psychology Today

Bir cevap yazın