Derinlik Algısı, İllüzyon ve Halüsinasyon

Derinlik Algısı

Derinlik algısı, canlıların çevreyi üç boyutlu olarak algılanmasını sağlayan özelliktir. Perspektif, uzaklık-yakınlık, ışık, gölge, sis, havanın açık ya da kapalı oluşu, yankı, hareket, suda bulanıklık, berraklık gibi etmenler sonucu ortaya çıkan bir durumdur.

Çevremizden gelen görsel bilgiyi işlerken çeşitli çevresel özelliklerden ipucu olarak yararlanabiliriz. İpuçlarını değerlendirirken bazen tek gözümüz yeterli olurken, bazen de iki gözümüzü de kullanmamız gerekir. Algılama için tek gözün yeterli olduğu ipuçlarına monoküler ipuçları, iki gözün kullanılmasını gerektirenlere ise binoküler ipuçları denmektedir.

Derinlik algısı, bebeklik döneminde gelişmeye başlayan bir algısal süreçtir. Bebekler ilk dört ayda sadece 8 ila 12 inç arasında bir alana odaklanabilir. Bebekler bu dönemde bulanık görürler ve onlar için işlenen en mükemmel görsel bilgi şey annelerinin yüzüdür. Dördüncü ayın sonunda ise bebeğinizin derinlik algısı gelişmeye başlar. Çevresinde gördüğü nesnelerin şeklini, boyutunu yavaş yavaş anlamaya başlar.

Bebekler oyun aracılığıyla çevresindeki dünyayı keşfeder ve anlamlandırır. Oyun oynama sürecinin bebeklere kazandırdığı algısal yetilerden bir tanesi de derinlik algısıdır. Derinlik algısı sayesinde, bebekler etrafındaki eşyalara çarpma ya da merdivenden düşme gibi kazalardan korumaktadır. Küçük yaşta derinlik algısı kazanmaları çok önemlidir. Anneler bebeklerini yatağa koyar ve ona gelmesi için çağırır. Ancak derinlik algısı gelişmiş bir bebek yataktan aşağı olan mesafenin yüksekliğini derinlik algısı ile algılayabildiğinden oradan inmez çünkü düşeceğini bilir. Bu da bebeğin kazanmış olduğu derinlik algısı ile zekâ gelişimini gösterir.

İlüzyon

Beynimiz çok hızlı çalışan bir bilgisayım sistemi olarak nitelendirilebilir. Ancak bu hızlı işlemenin bir sonucu olarak süreçte bir takım aksaklıklar meydana gelmektedir. Bunlardan bir tanesi de göz yanılgılarıdır. Örneğin tam olarak göremediğimiz veya izlerken hızını yakalayamadığımız bir görsel bilgi beyinde işlenirken beyin olayda rol alan nesnelerin neye benzediğini işler ve hafızanızda bu nesneye dair olan geçmiş bilgileri de işin içerisine katar. Beyin bilgiyi işleme sürecinde yetersiz kalabilir ve aslında algılanan nesne beynimizde stereotipi olan nesneden çok farklı bir nesne olabilir. Bunun sonucu olarak da beynimiz tabiri caiz ise kandırılır. Bu durum homosapiensin algısal olarak kusurlara sahip bir tür olduğunu gösterir.

Bilişsel evrimi ele olacak olursak, insan beyni bugünkü halinden daha gelişmiş bir algısal yapıya sahip olarak evrimleşebilirdi. Ancak evrimsel süreç temelinde ekonomik bir süreci de barındırır. İhtiyacı olan ve onu hayatta tutan özellikleri korurken diğer özellikler zaman içerisinde körelir. Evrim plan yapmaz, elde olan ve canlıyı hayatta tutacak olan özelliklerden en iyilerini korur ve geliştirir.

İlüzyon Çeşitleri

  1. Göz hareketlerine dayalı illüzyonlar
  2. Göz İçerisindeki Hücrelerin Çalışmasına ve Yorulmasına Dayalı İllüzyonlar
  3. Hareket ve Titreşim Yanılgıları
  4. Açısal Yönelimden Kaynaklı İllüzyonlar
  5. Gölge İllüzyonları
  6. Paralellik İllüzyonları
  7. Mesafe ve Odak Noktasına Dayalı İllüzyonlar
  8. Yön ve Hız Yanılgıları

Halüsinasyon

Psikedelik ilaçların genel anlamda bilinçli algıyı bastırıp, bilinçsiz bir vaziyette sanrılara ve işitsel oyunlara sebep olduğu düşünülmekteydi. Ancak psikedelik ilaç kullanan kişilerin genellikle yaşadıkları deneyimi bütünlemesine bir içgörü dahilinde açıklayabiliyor olmaları, bilim insanlarını son zamanlarda psikedelik ilaçların bilinç üzerindeki etkilerini incelemeye teşvik etti.

Michael Schartner, Adam Barrett ve Sussex Üniversitesi’ndeki Sackler Merkezi’nden Profesör Seth’in yapmış olduğu son çalışmada, gönüllülere 3 farklı zihinsel manipülatör madde verilip beyin haritaları incelendi. Bu zihinsel manipülatör maddeler; LSD, Sihirli Mantarların içeriyor olduğu psilosibin ve depresyon, anksiyete bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan ancak bunu sağlarken kişiyi bir nevi trans durumuna uğratan ketimin maddesinden oluşmaktaydı.

Araştırmacıların magnetoensefalografi (MEG) nörogörüntülemesi sonucu elde ettiği verilere göre, 3 kimyasal maddeden kullanmış olan deneklerin, plasebo ile karşılaştırıldıklarında çok daha yüksek bir bilişsel aktivite içerisinde bulundukları anlaşıldı. Sinirsel sinyal çeşitliliğindeki böyle bir artışın, daha önce kaydedilmemiş olan daha yüksek bir bilinçlilik durumuyla ilgili olduğu savunuldu.

Bu “daha ​​yüksek” durum hiçbir şekilde “daha ​​iyi” bir bilinç durumuna eşit olmamasına rağmen, insan beyninin bilinçli işlevleri hakkında ilginç bilgiler sağlıyor. Artan sinirsel aktivite, örneğin, psikedelik maddelerin etkisi altındayken bazı insanların yaşadığı rüya gibi halüsinasyonları açıklayabilir. Örneğin, psikedelik madde kullanıldığında normal şartlar altında görme ve işitme duyularının konumlandığı oksipital ve pariyetal lob haricinde beynin diğer bölgelerinin de yüksek derecede işlevsellik gösterdiği anlaşılmış oldu.

Bu çalışma sonucunda elde edilen bilgiler ışığında bilim insanları, bağımlılık yaratmayan psikedelik maddelerin terapötik kullanımlarında ileriye dönük bir artışın gözlenebileceği konusuna olumlu bakıyorlar. Yine de rehberlik ve güvenceyle birlikte bir danışma yapılmazsa, anlamlı, uzun süreli terapötik bir deneyim garantisi olmadığını unutmamak önemlidir.

Bir cevap yazın