Nöron

Psikoloji tarihi 1848 yılında bir demir yolu işçisi olan Phinas Gage adındaki bir adamın başına gelen kaza sonucu büyük bir devrim yaşadı. Devrime neden olan kazada 25 yaşındaki Gage’in bir kaza sonucu bir metreden uzun bir demirin sağ yanağından girdi, gözünün arkasından geçti ve kafasının ön kısmından çıktı.

Phinag Gage bu travmatik kazadan sağ olarak kurtuldu ve durumu stabil hale geldi. İlerleyen süreçte Gage’in beyninde bir tümör oluşmaya başladı ve Gage bir ay boyunca hiç konuşamadı, neredeyse yarı koma halinde hayatına devam etti. İlerleyen günlerde mucizevi bir şekilde iyileşen Gage eski günlerine yavaş yavaş dönmeye başladı.

Arkadaşları tarafından her zaman kibar, çalışkan ve düşünceli olarak betimlenen Gage’de bir takım değişiklikler meydana gelmekteydi. Kazanın ardından Gage’in kişiliğinde belirgin bir takım değişiklikler meydana gelmişti. Çevresi tarafından artık düşüncesiz, kaba bir adam olarak nitelendirilmekteydi.

Yaşanan bu olaylar insan beyni ile ilgili pek çok ipucunu ortaya çıkartırken aynı zamanda araştırma alanlarını da genişletti. Meydana gelen davranışların temellerinde yatan biyolojik, psikolojik bütün yönleri daha anlaşılır hale getirmeye yardımcı oldu.

Nöronlar

Özelleşmiş bir hücre olan nöronlar sinir sisteminin temel yapıtaşları olarak bilinmektedir. İnsan vücudunda elektro kimyasal süreçler içersinde aktif rol alan nöronlar bir mesajı salgı bezlerine ve kaslara taşımakla yükümlüdür.

C:\Users\SIYAR\Desktop\noron1.gif

Dentrit (Algılayıcı), ismini yunanca ağaç anlamında gelen dendron sözcüğünden almıştır ve nöronlar arası iletişimde görev alır. Hücre gövdesinden (Soma) çıkan ve mesajları bağlı olduğu nörondan alan kısıma denir.

Ranvier düğümü/boğumu, miyelinli nöronların aksonlarında miyelin maddesini oluşturan Schwann hücreleri arasında kalan boşluktur. Nöronun akson ucundan gelen uyaran bu boğumlardan elektriksel sıçramalarla ilerlerler.

Bir nöron boyunca mesajın ilerlediği minik tüplere “akson” adı verilir. Aksonlar somadan çıkan mesajların ilgili birimlere iletildiği ince tüplerdir. Aksonlar, sonlarında akson uçları adı verilen ve iletici görevi olan bölümlere sahiptirler. Bu bölüm bir çok dala ayrılır ve bu dallara ise sinaptik terminaller adı verilir.

Sinaptik terminaller bitişiğindeki nöronun sinaptik terminalleri ile temas halinde değildir. Dentritler ve iki nöronun arasındaki bir boşluk bulunmaktadır ve bu boşluk “sinaptik boşluk” olarak isimlendirilmektedir.

Glia Hücreleri ve Miyelin Kılıfı

Miyelin, tabaka biçiminde yalıtkan bir malzemedir. Miyelinli, etrafı Schwann hücreleri tarafından sarılmış olan aksonları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Miyelin kılıf genellikle bir sinir hücresinin (nöronun) aksonunu çevreler. Sinir sisteminin düzgün çalışması için olmazsa olmazlardandır.

C:\Users\SIYAR\Desktop\neuroglia_med.jpeg

Nöron Türleri

Nöronlar işlevlerine bağlı olarak üç farklı kategoride incelenmektedirler.

  1. Duyusal Nöronlar: duyusal verileri merkezi sinir sistemine taşımakla görevlidir
  2. Motor Nöronlar: Beyin ve omurilikten kaslara giden iletimi sağlarlar
  3. İnternöronlar: Göz, beyin ve omurilikte bulunurlar

Bu yazıyı okurken beyninizdeki nöronlar sürekli birbirleriyle bilgi alışverişi yapıyorlar ve algınızı oluşturuyorlar. Nöronların kendi aralarındaki iletişimi nörotransmitter adı verilen moleküller vasıtasıyla olur. Beyindeki nörotransmitterler nöronların birbirini uyarmasını, düzenlemesini veya susturmasını sağlar. Uyarıcı bir nörotransmitter sinaptik boşluğa salınıp hedef nöronuna bağlandığında bir aksiyon potansiyeli başlatır.

C:\Users\SIYAR\Desktop\Nörotrams-1.png

Aksiyon Potansiyelleri / Eylem Potansiyeli

Nöronlar elektrokimyasal mesajlar gönderen birimlerdir. Bu elektrokimyasal mesajlar elektrik yüklü iyonlardan meydana gelir. Eylem potansiyelinin meydana geliş sürecini anlamak nöronun yarı geçirgen duvarının geçirgenlik mantığını anlamakla mümkündür. Süreç boyunca hangi iyonun hücre içine girdiğini, hangi hücrenin hücre dışında kaldığını anlamak aksiyon potansiyelinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.

Hücre herhangi bir uyaran olmadığı takdirde dinlenme potansiyeli halindedir ve bu süreçte yaklaşık olarak -70 mv yüklüdür (Bu durum -50 ile -100 mv arası değişkenlik gösterebilmektedir). Uyaranın gelmesi ile birlikte hücre uyarılır ve bu uyarılma sonucu sinir hücresindeki Na (sodyum) pompası açılır ve hücre + ile yüklenmeye başlar. (depolarizasyon 1. bölüm)

Yüklenme süreci (Yaklaşık +50 mv) zirve noktaya ulaştığı anda K (potasyum) açılır ve hücre yük kaybetmeye başlar. (repolarizasyon 4. bölüm). Kısaca hücreye + yüklü Na girerken, – yüklü K dışarı çıkar.

Yük kaybeden hücremiz baştaki seviyesinin altına iner ( yaklaşık -90 mv) ve K pompası da kapanır. Sürecin sonunda hücremiz yavaşça eski dinlenme potansiyeli seviyesine çıkar. (hiperpolarizasyon 5. bölüm)

C:\Users\SIYAR\Desktop\denetleme305.jpg

All or none law: Nörona eşik değerinden az bir uyaran geldiğinde ateşlenme olmaz. Aksiyon potansiyeli başlamaz. Kısaca uyaran nöronda yeterli etkiyi yaratırsa ateşlenme tam olarak meydana gelir aksi takdirde hiç ateşlenmez.

Sinaps Tipleri

Sinapslar iki çeşittir:

1. Elektriksel sinapslar,

2. Kimyasal sinapslar.

Uyaranın bir nörondan diğerine geçişi kimyasal madde ile gerçekleşirse ” kimyasal sinaps”; elektriksel aktivite ile gerçekleşirse “elektriksel sinaps” adını alır.

Sinaps iletisinin çoğunluğu kimyasal sinapslarla gerçekleşir.

Elektriksel Sinapslar

Az sayıda olan elektriksel sinapslar, iletileri doğrudan ileten direk kanallardır. Bunların çoğu, küçük protein tübüllerinden oluşur. Gap junction (yarık bağlantılar) adı verilen bu yapılar, bir hücrenin içinden diğerine iyonların serbest hareketliliğini sağlar.

Sinir sistemindeki elektriksel sinapsların önemi fazla değildir. Daha çok dentritler ile dentritler arasında bulunur. Dentrit-akson, akson-akson arasında bulunmazlar.

Çok az durumda hücre membranları arasındaki mesafe çok dardır. Akım direkt olarak diğer hücreye atlar.

Kimyasal Sinapslar

Presinaptik nöronun ucunda nörotransmitter içeren çok sayıda vesiküller bulunur. Nörotransmitterler spesifik reseptörlerine bağlanarak ve iyon kanallarını açıp, kapatma şeklinde etki ederler.

Sinir sisteminde sinyallerin iletildiği sinapsların hemen hepsi kimyasal sinapslardır. Kimyasal sinapslarda, presinaptik nöron sinaps bölgesinde nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu transmitter,nöronun eksite veya inhibe ettiği yada başka yoldan duyarlılığını değiştirdiği postsinaptik nöron membranındaki reseptör proteinleri etkiler.

Kimyasal sinapslar sinyalleri daima tek yönlü iletir. Sinyal, nörotransmitteri salıveren presinaptik nörondan, transmitterin etki yaptığı postsinaptik nörona iletilir. Bu özellik sinyallerin elektriksel sinapslardaki çift yönlü iletisinden tamamen farklıdır.

Sinaptik İletide Presinaptik ve Postsinaptik Olaylar

  • Presinaptik safhada, kimyasal transmitter serbestlenir.
  • Postsinaptik safhada ise, salgılanan transmitter ile postsinaptik membranda bulunan uygun reseptör etkileşir ve spesifik iyon kanalları açılır.
  • Açılan kanallardan geçen iyon akımı çeşitli sinaptik potansiyelleri meydana getirir.
  • Nörotransmitterler, presinaptik terminalin sitozolünde(sitoplazma) sentezlenirler (nöronun gövdesinde değil).
  • Mitokondriler, nörotransmitter sentezi için gerekli ATP’yi üretirler.
  • Nörotransmitter sentezlendikten sonra veziküllere aktif olarak taşınır ve yoğunlaştırılır.

Nörotransmitterlerin sinaps aralığından uzaklaştırılmaları 3 şekilde olur:

1- Sinaptik aralıkta yada postsinaptik membranda bulunan ve nörotransmittere özgü olan enzimlere katabolize edilmesi, YIKILMASI.

2- Difüzyon: Sinaps aralığından, etraftaki interstisyel sıvıya difüze olarak kana karışması.

3- Geri Alınma: Nörotransmitterin kendisini salgılamış olan presinaptik membran tarafından tekrar geri alınmasıdır.

Sinaptik İletide Postsinaptik Membranda Meydana Gelen Elektriksel Değişimler:

  • Postsinaptik membran üzerinde 2 tip reseptör bulunur. Exitatör ve inhibitör reseptörler.
  • Reseptör EXİTATÖR karakterde ise; postsinaptik membranının Na+ ve K+ gibi katyonlara permeablitesi artar.
  • Na+ iyonları hücre içine hızla girince membran potansiyeli -65 mV tan -45 ile -50 mV kadar çıkar. Yani negatifliği azalır. Aksiyon potansiyeli oluşur.
  • Buna exitatör post sinaptik potansiyel denir(=EPSP).
  • Burda EPSP +20 mV’tur. Başlangıç değerinden 20 mV daha pozitiftir. Ancak tek bir presinaptik terminalin deşarjı nöron potansiyelini hiçbir zaman -65 milivolttan -45 milivolta çıkaramaz. Amplitüdün artması için birçok terminalden deşarjların eş zamanlı olarak gelmesi gerekir. Bu SUMASYON ile sağlanır
  • Kısaca bir nöronun oluşturduğu potansiyel 0,5 mV’ tur.
  • Dolayısıyla membran voltajının eşik değer olan 15 mV kadar pozitifliğe yükseltilmesi için en az 20 nöronun aynı anda deşarj yapmasını gerekir. Bu durum sumasyonla sağlanır. Ve membran potansiyeli eşik değere ulaşınca aksiyon potansiyeli oluşur.

Asetilkolin

  • Asetilkolin hafıza ile ilgili beyin kimyasalıdır. Alzheimer hastalığının tedavisinde özellikle başlangıç Alzheimer’da çok yararlı olan bazı ilaçlar beyinde asetilkolin miktarını arttıran ilaçlardır. Çocuklardaki öğrenme güçlüklerinde zihinsel işlevi arttırmak için beyin asetilkolin miktarını arttıran ilaçlar araştırmaları ciddi ilgi alanları oluşturmuştur.
  • Sinir-kas kavşağında, santral sinir sisteminde bulunan bir nörotransmitter maddedir. Merkezi sinir sisteminde asetilkolin salgılayan nöronların aşırı aktivitesi sonucu parkinson hastalığı gelişir.
  • Hücre zarının kalsiyum geçirgenliğini değiştirerek etki eder. Merkezi sinir sisteminden çıkan bir uyarının sinir boyunca ilerledikten sonra geldiği sinir-kas kavşağında; sinirden kasa taşınmasını sağlar. motor son plakta yer alan sinaptik keseciklerde bulunan asetilkolin molekülleri; sinirsel uyarının gelmesiyle aralığına dökülür. buradan ulaştıkları postsinaptik membranda reseptörlere tutunarak kas kasılmasının şekillenmesini sağlar.

Dopamin

  • Dopamin, vücutta doğal olarak üretilen bir kimyasaldır. Beyinde, dopamin reseptörlerini aktive ederek nörotransmitter olarak görev yapar. Dopamin, ayrıca, hipotalamustan da salgılanır ve kana karışarak nörohormon görevi yapar.
  • Kalp atışlarını hızlandırmak ve kan basıncını yükseltmek için kullanılır.
  • Kan-beyin omurilik sıvısı bariyerini geçemediği için merkezi sinir sitemini doğrudan etkileyemez. Parkinson hastalarında ve Dopa-Duyarlı distoni hastalarında, beyindeki dopamin miktarını artırmak için, dopamin sentezinde öncü molekül görevi üstlenebilen L-DOPA molekülü kullanılır, zira L-DOPA kan-beyin bariyerini aşabililir.
  • Dopaminin öğrenme ile ilgili rolü “Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu” ( DEHB ) hastalığı olan çocuk ve erişkinlerde dikkati çekiyor.Yapılan araştırmalar dikkatini toplayamayan, kafa yoran şeylerden sıkılan, aceleci, sabırsız, çok konuşan, unutkan, dağınık, sık eşya kaybeden, kıpır kıpır yerinde duramayan bu insanlarda beynin ön bölgesinde dopamin az salgılanmaktadır. Nitekim beyinde dopamin miktarını arttıran ilaçlarla bu kişilerde belirgin düzelme görülmektedir.

Serotonin

  • Serotonin, depresyon belirtileriyle ilişkisi bulunmuş bir nörotransmitterdir. Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı istekleri ve iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine yol açabilir.
  • Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılarak daralır; serotonin düzeyi düştükçe genişler.
  • Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir.
  • Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçlar gibi faktörlerin tamamı insan vücudundaki serotonin düzeyini etkilemektedir.
  • Stres ve düşük kan şekeri serotonin düzeyini düşürürken; oksijen, kusma, içinde aminler bulunan gıdalar (örneğin: peynir, çikolata, portakal, mandalina, domates ) ve içinde triptofan isminde bir çeşit amino asit bulunan gıdalar, (örneğin süt, hindi eti ) serotonin düzeyini yükseltmektedir.
  • Bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. Örneğin kadın vücudundaki östrojende (kadınlık hormonu) artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir.
  • Ayrıca serotonin dopaminerjik nöronlardaki reseptörlerine bağlanarak dopamin salgılanmasını azaltmaktadır.

Bir cevap yazın