Okul Öncesi Dönemde Depresyon ve Anksiyete

3 yaşındaki olan çocuklar bile anksiyete ve depresyon yaşabiliyor. Henüz teşhis etmesi zor olmasına rağmen o yaşta yapılan tedavi daha sonra karşılaşılabilecek fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını engellemeye yardımcı oluyor.

Çocukları, korkutmak için bir görev tasarlandı. Yaşları 3 ile 7 arasında değişen çocuklar, yetişkinler eşliğinde birer birer gizemli bir örtülü tümsek içeren, loş bir odaya yönlendirildiler. Yetişkinler beklenti oluşturmak için “Burada size gösterecek bir şeyim var” ya da “Sessiz olalım, uyanmasın” gibi telkinlerde bulundu. Yetişkinlerden biri daha sonra tümseğin üstünü açtı ve tümseğin altında gerçek görünümlü plastik bir yılan (teraryum) olduğu ortaya çıktı.

Her çocuk 90 saniyelik süre boyunca küçük bir hareket sensörü eklenmiş olan bir kemer taktı. Bu sensörler saniyede 100 kez çocukların hızlanma veya yavaşlamayı içeren hareketlerini ölçtü. Araştırmacılar, korkunç bir durumdaki hareketlerin, depresyon veya anksiyete tanısı alan çocuklar ile almayan çocuklar arasında farklılık olup olmadığını görmek istedi. Depresyon ve anksiyete tanısı olan çocuklar, tanısı olmayanlara göre algılanan tehditten (üstü kapalı teraryumdan) daha da uzaklaştı.

Araştırmacılar, 16 Ocak tarihinde PLOS One’da yayınladıkları raporda, sensörlerin, çok küçük çocuklarda depresyon ya da anksiyeteyi yüzde 80 oranında tanımlayabildiğini bildirdiler. 3 yaşının altındaki çocukların zihinsel sağlık problemlerinden mustarip olabileceği bilinse bile teşhis koymak zor olacağından bu sensör faydalı olabilir. Çünkü bu tür çocuklar duygularını içinde yaşadıkları için rahatsızlıkları sıklıkla gözden kaçar.

Carbondale’deki Southern Illinois Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki gelişim psikoloğu Lisabeth DiLalla bu çocukların hayatının ilerleyen dönemlerinde zihinsel ve fiziksel sağlık problemleri riskinin yüksek oranda arttığını belirtiyor. Ardından bunun tersine çevirilmesinin mümkün olup olmadığını soruyor.

St. Louis’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesinde bir psikiyatrist olan Joan Luby belki çevrilebilir diyor. Luby’nin araştırmaları, depresyon tanısı almış olan okul öncesi çocukların tedavi edildiğinde kısa bir süreliğine de olsa tekrar mutlu olduklarını gösteriyor. Luby, yardıma ihtiyacı olan çocukların erken teşhis edildiğinde daha iyi tedavi edilebileceğini belirtiyor.

Erken Başlangıç

1980’de araştırmacılar 7 yaşındaki çocukların dahi depresyona girebileceğini keşfedene kadar, küçük çocukların da depresyon ve anksiyete yaşayabileceğine sadece bir kaç uzman inanıyordu. 1990’larda 3 yaşındaki çocuğun dahi depresyona girebileceği açık bir şekilde kanıtlandı. Ancak birçok çocuk için depresyon belirtileri, saldırganlık, yeme zorluğu veya hiperaktivite gibi görünüşte depresyonla alakasız şekillerde ortaya çıkıyordu. Sonuç olarak içselleştirme bozukluklarının erken yaşlarda teşhis edilememesine sebep oluyordu.

Varsayımlar çok çeşitli olmasına rağmen, okul öncesi ve anaokulu çağındaki çocukların %10 ila %20 si anksiyeteden ve hatta % 2sinin intihar düşüncelerini içeren depresyondan mustarip olduğu tahmin ediliyor. Gerçek oranlar ise büyük ihtimalle daha yüksek çünkü 8 yaş altındaki çocukların kendi duygu ve düşüncelerini dile getirememeleri yüzünden hekimler bakıcıların dediklerine göre hareket etmek zorunda kalıyordu. Ama bu tarz rahatsızlığı olan çocuklar çoğu zaman çok sessiz ve göze çarpmayan karakterde oldukları için öğretmen ve bakıcıların bu tarz anormallikleri fark etmesi zor oluyordu.

Burlington’daki Vermont Üniversitesi Tıp Merkezi’nden klinik psikolog Ellen McGinnis bu çocuklar “gıcırtılı tekerlekler değil” diyor. Araştırmalarını, çocukları bu koşullarla tanımlamanın zahmetli ve zaman alıcı olabilen nesnel yollarını bulmaya odakladı. Bir yüksek lisans öğrencisi olarak McGinnis, yılan veya diğer benzeri kaygı uyandıran görevler sırasında çocukları kaydetti. Çok sayıda araştırma görevlisi daha sonra çocukların tepkilerini ölçmek için bu videoları değerlendirdi. 10 çocuğun değerlendirilmesi McGinnis’in iki yılını aldı.

Mcginnis biomedikal mühendisi kocası Ryan Mcginnis ile bir araya gelerek depresyonu veya anksiyetesi olan çocuklar için daha hızlı ve daha iyi bir tedavi yöntemi bulmaya karar verdi. Sonuç klasik yılan kaygı testinin ticari olarak temin edilebilen bir hareket sensörüyle eşleştirilmesi oldu.

Teste katılan 63 çocuktan 21’ine eğitimli bir klinisyen ve bakımveren arasında geçen 90 dakikalık görüşme sonrasında Ellen McGinnis’in şu anki altın standart olarak ifade ettiği değerlendirmeyle anksiyete veya depresyon teşhisi konuldu.

Yılan testinde araştırmacılar, sensörlerin yakaladığı en anlamlı anların, 20 saniye süren beklenti sırasında ortaya çıktığını buldular. Kapalı teraryumla karşı karşıya kaldıklarında, kaygı ya da depresyonu olan çocuklar vücutlarını korkutucu nesneden 180 dereceye kadar uzağa çevirdiler. Ryan McGinnis, bu potansiyel olarak tehlikeli durumda teşhis konan çocukların, teşhisi olmayan çocuklara göre daha uzağa döndüğünü ifade etti.

Sensörlerin tanı konulan ve konulmayan çocuklar arasında bir fark tespit etmemesi konusundaki büyük açıklama onu şaşırttı. Ryan McGinnis “Yılanı görmek için kaç çocuğun çok fazla heyecanlandığını görmek beni şaşırttı” dedi.

Araştırmacılar, sensör verilerini 21 çocuğun 14’ünü doğru şekilde işaretlemek için kullanabildiler. Deneyde yer alan yanlış pozitiflerin oranı da düşüktü, sensörler klinik tanı konulmamış sadece beş çocuğu depresyon ya da anksiyete kategorisine yerleştirdi.

Araştırmacılar, bunun bir altın standart olmadığını, ancak ebeveynlerin çocuklarının sorunlarını bildirdiği yaygın olarak kullanılan bir anketten daha iyi olduğunu söylüyor. Çocuk Davranışı Kontrol Listesi, teşhis konan 21 çocuğun sadece sekizini doğru bir şekilde tanımlayabildi.

Görevin basit ve sensör teknolojisinin kolay erişilebilir olmasından dolayı (birim fiyat 4 dolardan az ve vücut hareketini ölçmek için gereken bileşenlerin çoğu cep telefonunda zaten mevcut), Ryan McGinnis davranışsal görevlerle eşleştirme teknolojisinin çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyor. “Evrensel tarama için böyle bir şeyi gerçekten dağıtabilirsiniz” diyor.

Depresyon Testi

Okul öncesi çocuklarda içselleştirme bozukluklarını tespit etmeye yönelik araştırmalar yapan, San Marcos Kaliforniya Eyalet Üniversitesinden klinik psikolog Sara Bufferd yılan görevinde olduğu gibi korku uyandırmanın depresyondan ziyade anksiyeteyle ilgili olduğunu söylüyor. Bufferd, sensörlerin çocuklarda üzüntü, çaresizlik veya hayal kırıklığı duygularını artıran bir görev sırasında da çalışıp çalışmayacağını görmek istiyor. “Böyle bir göreve verilen yanıtların korku görevi ile aynı şekilde harekete neden olup olmayacağından emin değilim ”diyor.

Akıl sağlığı sorunları olan çocukları erken teşhis etmek için çalışan birçok araştırmacı da bu çocukları yıllarca takip ediyor. Bu şekilde, bu tür erken dönem zihinsel sağlık sorunlarının ileriki yaşama kadar devam edip etmediği görülebilir. 2014 yılında, Bufferd ve ekibi, 3 yaşında depresif belirtileri olan çocukların üç yıl sonra depresyona girme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösterdi. Daha büyük çocuklar üzerindeki ilgili araştırmalar da benzer bir süreklilik göstermiştir.

Şimdi yeni araştırmalar, zihinsel sağlık sorunları olan çok küçük çocukların, ergenlikte daha fazla fiziksel sağlık sorunlarına da eğilimli olabileceğini gösteriyor. 1994’ten 2001’e kadar DiLalla, 5 yaşındaki 326 çocukta Çocuk Davranışları Kontrol Listesini kullanarak içselleştirme davranışlarını ölçtü. Çocuklar bazı depresyon ve anksiyete belirtileri gösterseler de davranışları klinik seviyelere ulaşmadı.

DiLalla ve laboratuvar üyesi Mathew Jamnik 25 Ocakta Frontiers of Psychology’e 5 yaşında yüksek içselleştirme oranına sahip olan çocukların, 7 ila 12 yıl sonra cinsiyet ve mizaç için değişen oranlarla yaklaşık %30 daha fazla kötü uyku, baş ve karın ağrıları gibi fiziksel sağlık problemlerinden mustarip olduğunu bildirdi. Erken yaşlarda daha yüksek içselleştirme puanına sahip olan çocukların ergenlikte bilinçsiz yemek yeme olasılıkları yaklaşık yüzde 30 daha fazlaydı. Jamnik, 5 yaşındaki ruh sağlığının daha sonraki yaşamda fiziksel sağlığı etkilediğini söylüyor.

Erken Tedavi

Okul öncesi dönemdeki ruh sağlığı sorunlarının yetişkinliğe aktarıldığına dair kanıtlar sonucu araştırmacılar bireyleri küçükken tedavi etmeye başladılar. Luby’nin laboratuvarındaki çalışma, neredeyse sadece okul öncesi depresyonuna odaklanıyor.

2016 yılında Luby, depresyonu olan çocukların, depresyon yaşamayan arkadaşlarına kıyasla daha az tepki gösterdiğini belirtti. Luby’nin ekibi yaşları 4 ile 7 arasında değişen 78 çocuğu beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçen invazif olmayan bir makine olan elektroensefalograma (EEG) bağladı. Bu çocukların 56’sına depresyon tanısı kondu.

Çocuklar bilgisayarda bir tahmin oyunu oynadı. Yukarı bakan yeşil bir okla (yanlış cevap için aşağı bakan kırmızı bir okla karşılaştırıldığında) gösterildiği gibi daha doğru cevap veren çocuklar daha fazla puan ve nihayetinde daha iyi ödüller kazandılar. Luby Ekim 2016’da Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Akademisi Dergisine yaptığı açıklamada depresyonu olan çocukların EEG’de, doğru seçim yaptıktan sonra bile sağlıklı akranlarına oranla daha az beyin aktivitesi gösterdiğini ve bunun ödüllere verdikleri yanıtların kesildiğinin bir işareti olduğunu bildirdi. Ödüllere verilen benzer ketlenmiş cevaplar, ergenler ve yetişkinlerde depresyonla ilişkilendirilmiştir.

Bu arada Luby, ebeveyn-çocuk etkileşimi terapisi veya PCIT olarak bilinen köklü bir psikoterapinin değiştirilmiş bir şeklini alan çocukları da inceledi. Davranış sorunu olan çocuklar için bu erken müdahalede, bir terapist bakımverenlere, çocukların öfke nöbetlerini ve yıkıcı davranışlarını yönetmelerinde nasıl yardım edeceklerini öğretir. Terapist ebeveyni ve çocuğu tek yönlü bir aynadan gözlemler ve yetişkinle kulaktaki bir mikrofon aracılığıyla iletişim kurar. Benzer şekilde, Luby’nin çalışmasında, okul öncesi çocuklar ve bakıcıları için PCIT düzenini izlediler ancak depresyona eşlik eden suçluluk ve utanç duygularını azaltmaya odaklandılar.

Luby, tedavi gören çocukların tedaviyi bekleyen bir gruba yerleştirilen çocuklara göre daha düşük depresyon oranları ve daha az ciddi depresyon yaşadığını gösterdi. Ek olarak, PCIT’in değiştirilmiş şekli uygulanan çocukların ödüllere verdikleri yanıtlar, bir EEG tarafından ölçüldüğünde depresyonu olmayan çocuklar ile aynı cevabı göstermeye başladıkları görüldü. Luby, yayınlanmamış çalışmasında “tedavi ödüllendirmeye verilen cevabı değiştirdi” diyor.

Fakat bu yeni keşfedilmiş başarı daha sonraki çocukluk dönemine ve hatta kaygılı gençlik yıllarına taşınacak mı? Luby, çocuklar yeterince büyüdükten sonra bazı cevaplar alacağını umuyor.

Çeviri:Şiyar Morsunbul & Yaren Kaya

Kaynak: Sciencenews

 

Bir cevap yazın