Çay, Kahve ve DNA

Genetik değişkenler kafein veya diğer acı kimyasalların lezzetine karşı duyarlılık oluşturabilir.

C:\Users\kbryl\Desktop\pexels-photo-1417945.jpeg C:\Users\kbryl\Desktop\pexels-photo-434213.jpeg

İnsanların çay (solda) veya kahve (sağda) içip içmeyeceği konusundaki acı seçimi kısmen, insanların hangi acı kimyasallara genetik duyarlılık gösterdiğine bağlı olabilir.

İnsanların kahveyi mi yoksa çayı mı tercih ettiği, tat genetiği meselesine indirgenebilir.

Araştırmacılar 15 Kasım’da Scientific Reports dergisinde kafeinin acı tadına duyarlılığı arttıran bir gen sürümüne sahip kişilerin kahve içicisi olmaya yatkın olduğunu bildirdiler. Araştırmacılar, çay içicilerinin kafeinin acı tadına daha az duyarlı olma eğiliminde olduklarını, fakat diğer kimyasalların acılığına karşı duyarlılığı artıran gen sürümlerine sahip olduklarını buldu.

Bu araştırmaya katılmayan, ve Pensilvanya eyaletinde tat araştırma uzmanı olan John Hayes, insanların acı yiyecekleri yemekten kaçındıklarının uzun zamandır düşünüldüğünü, çünkü acının bir zehir göstergesi olduğunu dile getiriyor. Kahve ve çay bulgularının, aşırı derecede basit olan “acı her zaman kötüdür, bundan kaçınalım” görüşüne karşı çıkmalarına yardımcı olduğunu söylüyor.

Yeni çalışmada araştırmacılar, kimyasal olarak kafein, kinin – tonikteki acı tat – ve propiltiourasil veya PROP (doğal olarak yiyecek veya içeceklerde bulunmayan sentetik bir kimyasal) tespitinde rol alan genlerin DNA değişkenlerini inceledi. Hayes, kahve ve çaydaki doğal olarak diğer acı bileşenlerin, kinin ve PROP’un yaptığı gibi aynı tat tepkilerini tetikleyebileceğini söylüyor.

Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’deki araştırmacılar, tıbbi araştırmalar için genetik veri deposu olan İngiltere Biobank’taki 400.000’den fazla katılımcının DNA’sını inceledi. Katılımcılar ayrıca her gün ne kadar çay veya kahve içtikleri de dahil olmak üzere sağlıkları ve yaşam tarzları hakkında başka bilgiler bildirdi.

Takım her kişinin tat geni varyantlarını ekleyerek kişinin her acı ve keskin kimyasalı nasıl yoğun tattığının genetik skorunu yarattı. Daha sonra, araştırmacılar bu skorları insanların içecek tercihleriyle kıyasladı.

Araştırmacıların hesaplamalarına göre kafeinin acılığını ve keskinliğini algılamada en yüksek genetik skora sahip olan insanlar yüksek hassasiyeti olmayanlara göre günde dört ya da daha fazla kupa kahveyi mideye indirerek yüzde yirmi daha fazla ağır kahve tüketimine eğilimliler.

Araştırmacılar acı tatları daha yoğun olarak tatmaya genetik olarak eğilimli kişilerin acı tadı olan içeceklerden kaçınabileceklerini düşünmüşlerdi. Çalışmanın ortak yazarı Marilyn Cornelis “Bu durumda, kafeini nasıl bulduğumuz garip.” diyor.

Kahve içenler kafeinin acılığından zevk almayı öğrenmiş olabilirler, çünkü bu, kimyasalın sağladığı bir uyarılmışlığın işaretidir. Ama çay içenler aslında PROP ve kininin keskinliğini beğenmemiş olabilirler diyor Chicago’daki Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Okulu’nda beslenme ve genetik epidemiyoloğu olan Cornelis. Daha çok, insanlar kahve ya da çay içmeyi sürdürmeye eğilimli oluyor, yani araştırmadaki çayın sonuçları sadece kahve içmeyi tercih etmemekle ilgili olabilir.

Acı tat almayla ilgili genlerin birinin kahve ya da çayı tercih etmesini belirlemede ne kadar büyük rol oynadığı belirsiz. Cornelis, genetik varyantlarla kahve tüketimi arasındaki bağın arandığı daha önceki çalışmalarda tat genlerinin ortaya çıkmadığını söylüyor. Onun yerine, kafeini yıkmayla alakası olan genler insanların ne kadar kahve ya da çay içtiklerini belirlemede büyük rol oynayabiliyor.

Çeviri:Kübra Yılmaz & Ekin Acıyiyen

Kaynak:Sciencenews

Bir cevap yazın